10 Haziran 2018 Pazar

Neden Yazı Kayası?

Giresun Zapa Köyünde yer alan "Yazı Kayası"nın (bildiğiniz düz kaya) hikayesini anlatmadan önce küçük bir giriş yapmak istiyorum. İzninizle.. 

Öncelikle heyecanımdan dolayı beni mazur görün. Blogu açma tarihimle ilk yazımın tarihi arasında günler olduğu göz önünde bulundurulunca ne kadar hazırlıksız bir şekilde bu sayfayı açtığımı anlarsınız. İlk yazımı yazarkende bir o kadar hazırlıksız ve bu hazırlıksızlıktan dolayı heyecanlıyım. Gerçi üniversite hayatımın son 3 senesindeki sınavlar hariç hayat boyu herşeye hazırlıksızdım ben. O dönem ile ilgili yazılarımıda okumaya fırsat bulacaksınız inşallah. Konuyu dağıtmadan tekrar devam ediyorum. 

Yazımın ilk bölümünde Yazı Kayasını hikayesi yer alacakken devamında ise bu hikaye ile bağdaşmış bir şekilde blogun konusunu yazacağım. Bu arada * ile işaretlediğim bölümlerle ilgili dipnotları yazılarımın en altında bulabileceksiniz. 

Bulamazsanız twitter veya instagram adresimden DM atarak hatırlatırsanız teşekkür ile ödüllendirilebilirseniz. Adreslerim aşağıdaki gibi. 

https://twitter.com/mtkapiyoldas
https://www.instagram.com/mtkapiyoldas/

Bu arada instagram adresimde hayvan, manzara ve en önemlisi tek tükte olsa benimde resimlerimi bulabileceğinizi belirtmeyi boynumun borcu bilirim. 

Vira bismillah diyerek başlayalım o zaman.. 

Aniden blog açmaya karar verdiğimde bir cumartesi akşamı saat 23.57 civarı idi. Ulan ne yapsam ne yapsam*, nasıl daha çok kitap okurum diye düşünürken aklıma blog açmak gelmişti. 23.59 sularında kararım kesinleşmiş ve blogum için isim aramaya başlamıştım. Dakikalar geçmek bilmiyor, adeta saatlere dönüşüyor ve bu saat gibi dakikalar birer birer ilerlerken aklıma inatla bloguma koyabilecek bir isim gelmiyordu. Bulduklarımda çoktan alınmıştı. Derken, saatler 00.01'i gösterdiğinde son denemem olan "ortayakarışık" ismininde alınmış olmasını öğrenmemden hemen sonra kafamda şimşekler çaktı ve gözüme Yazı Kayasının bir yansıması düştü. Evet isimde alınmamıştı, aradığım fırsat buydu.

Peki nedir bu Yazı Kayası? Çok bişey beklemeyin öncelikle. Çünkü google'a kaya, büyük kaya, uçurum, rock, big rock, yani ne yazarsanız yazın karşınıza çıkacaklarla aynı, sıradan bir kaya. Bu kayanın tek bir özelliği vardı ben küçükken. Oda telefonun sadece orada çekmesiydi. Bir uçurum düşünün, köy 1000 metrede, o uçurumun kenarında 4 metrekarelik bir çıkıntı şeklinde kaya var, altı boş. Ve telefon bir tek oradan çekiyor. Yani mesela köydesiniz İstanbul'daki babanızı, sevgilinizi birini arayacaksanız, o kayanın üstüne çıkıp ölümü göze almanız şart. Düşünsenize sevgilinizi aramak için çıkıyorsunuz, kaya düşüyor, gözyaşları sel olmuş, köy sessiz. Dur diyor dur gitme ama olan olmuş. Ulan daha büyük aşk'mı var bee. Sevgilinle konuşmak için ölmüşsün oğlum. Ötesi mi var lan? Herhalde sevgiliniz siz onunla konuşmak için ölmüşken üstünüze bir ömür gül koklamaz...Koklarsada gerçekten yazıklar olsun, ayıp..

Öyle bir kaya işte Yazı Kayası arkadaşlar. Ben blogu açmaya karar verdikten ve ismide Yazı Kayası koymaya karar verdikten sonra şu an köyde bulunan babaannem ve dedemide arayıp yazı kayası ile ilgili biraz daha bilgi almaya çalıştım. Tabi bu arada hikayenin açığını yakaladınız dye sevinmeyin, artık köyün birçok yerinde telefon çekiyor. Ben küçükken sadece orada telefon çekiyor diye belirtmiştim. Her neyse günler süren telefon aramalarım sonucu üniversiteden Fiko diye bir arkadaşımla Üsküdar-Beşiktaş motorundayken nihayet babaanneme ulaştım. Belki 15 kere aradım ulaşana kadar ve ulaştığımda hiç aramadığım için suçlu olanda bendim ya, orası ayrı. Biraz hal hatır ettikten sonra Can Alıcı soruyu sordum babaanneme. Yahu dedim;




+ Yahu Babaanne sen onu bunu geçte 
-  He oğlum? 
+ Neden Yazı Kayasının ismi Yazı Kayası? 
-  ?? 
+ Neden yani bir hikayesi bir şeysi var mıdır bunun? 

Heyecanım dorukta, yazı kayasının gizemli hikayesinin detaylarını öğrenmek üzereyken hayallerimi suya düşüren o cevabı aldım... 

-  Ne bileyim ben. Hiçbir sebebi yok. Yazu Kayası işte.(şive yaptım) 

Dedemde gülerek cevap verip Yazı Kayasının olmayan hikayesinin yerine gençlik günlerinden bir hikaye anlatınca hayallerim suya düşmüştü. Sonuç olarak yazı kayasının tek esprisinin 2000'li yılların başında telefonun çektiği kaya olduğunu öğrendim. Oysa köyün büyük aşk hikayelerinin orda geçtiğini, köye mektup geldiğinde postacının evlere değilde mektubun sahibine mektubu bu kayanın çevresinde verdiğini, kısaca köyün herşeyinin bu kayanın etrafında döndüğüne dair gizemli bir heyecanım vardı. Köyle ilgili bir çok şeyde bu kayada döner diyip blog'umda herşeyi yazacağımı bağlayacaktım. Ama artık bağlayamadan belirtiyorum. 

Evet arkadaşlar, burada mitolojiden siyasete, spordan yemeğe, çevirilerimden alıntı makalelere herşey yazılacak. Umarım boşa açılmış bir blog olmaz. He en önemli açma sebebimde daha çok kitap okumak. İş hayatına girmiş olduğum son 2 yılda ne kadar çok kitaplardan uzak kaldığımı ve hayatımın rutinleştiğini düşündükçe kahrolurken bu blog bana bir umut oldu. Çünkü ne yalan söyleyeyim en başta, okurum ve sonra okuduğumu yazarım hevesiyle blog açmaya karar vermiştim. Hali hazırda zaten bir defterim var, okuduğum kitaplarda beğendiğim kısımları not ettiğim. 

Öyle işte. Açtık birşeyler. Umarız herşey yolunda gider. 

Herşeyi bulabileceğiniz, kimi zaman sadece bilgi öğrenebileceğiniz, kimi zaman neşelenip kimi zaman ağlayacağınız hikayelerim olacak. Çok şey yaşamış bir insan olarak kendimden şeylerde yazacağım uydurma şeylerde. Alıntıları, çevirileri vs bilecekseniz zaten ama hikayelerin gerçek mi uydurma mı olduğunu siz bulacaksınız. 

He bu arada şarkı dinlemeyi falan inanılmaz sever ve 1950-2020'ler arası birçok şarkıyı bilirim. Sizlede çok link paylaşırım. Haberiniz ola.. 

Hadi kalın sağlıcakla. 

*Ne yapsam ne yapsam: Küçük Emrah isimli türk toplumuna mâl olmuş sanatçının efsane şarkılarından biri olan unutabilsem adlı parçada kullandığı ikileme. Yapılacak hiçbirşey olmadığı anlamına gelir. Şarkının linki aşağıdaki gibi. 

https://www.youtube.com/watch?v=glRtwYvyPpg

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

“LOST” İzlemeye Yeniden Başladım

Popüler Yayınlar